Saturday, October 18, 2008

Avrupa’nın kalbine seyahat, 16 gün, 4 ülke , 5000 km.....

Bölüm I















Erzurum dan yataklı vagon da dönerken ilk uzun yol tecrübesini başarıyla tamamlamış olmanın verdiği haklı gururla dönüp birbirimize sormuştuk, seneye Avrupa ya gidelim mi motorsikletle ?

O gün birbirimiz gözlerinde çakan ışığı görmüş ama konuyu detaylandırmadan aklımızın uzak bir köşesine atmıştık...

Kocaman ve gerçekleşmesi neredeyse imkansız bir hayaldi benim için...
Sevgili’ nin izin alabilme ihtimali , izinlerimizi aynı tarihe çakıştırmak , bu kadar büyük bi harcamaya değer mi, bürokratik işlemler

En sonunda Sevgili’m son noktayı koyuyor. Ya şimdi gideriz ya da başka zamana bırakır gerçekleşme ihtimalini iyice düşürürüz..

Birden kendimi bu büyük maceraya acaip hazır hissediyorum, demek böyle bir destek arıyormuşum :)

Yola çıkmaya karar verdiğimizde izin tarihimize sadece iki hafta vardı, bu tip yolculukları planlayan ya da gitmiş arkadaşlarla konuştuğumuzda aylar öncesinden hazırlıklara başladıklarını öğrenip biraz paniklesekte iki haftada iyi koordine olduğumuzu söyleyebilirim.
Yapılacak işlemleri listeleyip görev paylaşımı yapıyoruz.
Pasaportların uzatılması, vize başvuruları, Turing işlemleri , yedek parça temini harita, yol güzergah belirlemeleri gemi biletleri otel rezervasyonları vs vs... Bir çok ayrıntı domino taşı gibi birbiri ardına tamamlanıyor ve biz büyük maceramıza hazırız.
Bu gezi öncesinde ve esnasında farkettim ki en güzeli bir yere ulaşmak bir yere gitmek değil, yol’ da olmak yolun kendini anlatması, aniden sunduğu güzelliklerin verdiği heyecan..Ancak aynı zamanda yola çıkış öncesinde hazırlıklarla uğraşırken stresle birlikte yaşanan o tatlı telaş.. Heyecandan uyuyamamak, belki biraz endişelenmek, aksilikler çıksa da bir şekilde çözmek, bunların her biri bir bütün aslında ve bu süreç galiba biraz da bizi çeken..

Rotamızı çok kesin olmamakla birlikte aşağıdaki şekilde belirliyoruz;
İstanbul –Selanik-Meteora-İguamenitsa-İtalya(Brindisi)- Bari-Napoli-Roma-Floransa-Pisa-Cenova-Monaco-Nice-Cannes-Milano-Como-Verona-Venedik-Trieste yaklaşık 4500 km
Maalesef maksimum 2 hafta izin alabildiğimizden İtalya da Sicilya rotasını es geçmek durumda kalıyoruz.

Nihayet yoldayız...

16 Ağustos sabahı gün ağarmadan İstanbul derin uykudayken biz yollara düştük. İpsala sınır kapısına kadar küçük bir kahvaltı molası dışında durmuyoruz. Sınırda işlemler yarım saat kadar sürüyor. Herhangi bir X ray cihazından ya da aramadan geçmiyoruz, evraklar titizlikle inceleniyor sadece.Yunan tarafına geçiyoruz. Sınır olan Meriç nehri üzerindeki köprüyü fotoğraflayabilmek isterdim. Köprünün korkulukları yarısına kadar kırmızı-beyaz diğer yarısı da mavi-beyaz boyanmış..Tam ortada birbiri ile 10 mt mesafeli iki güvenlik kulübesi var, önlerinde de askerler. Türk askeri bizi selamlayıp iyi yolculuklar diyor Yunan askeri ise belli belirsiz bir selam vermekle yetiniyor sadece...
İlk durak olan Alexandroupoli ( Dedeağaç) ye doğru yol alıyoruz. Küçük Türk kasabası diyebiliriz burası için, Yunanistan’da Türklerin en yoğunlukla yaşadığı yerlerin başında geliyor. Benzin için durduğumuz ilk istasyonda yaşlı bir amca bize yardımcı oluyor plakamızı görünce bozuk türkçesi ile hoşgeldiniz çocuklar diyor. Bize yol hakkında bilgi veriyor. Öğle yemeği için hedefimiz Kavala.Bu arada benzinin litresi 1,14 €
Sıcak iyice bastırıyor otobanda mola verecek yer arıyoruz maalesef mola yerleri çok az.
Saat 15:00 civarında Kavala dayız. Limana iniyoruz meşhur kalesine karşı karşı küçük bir cafe bulup karnımızı doyuruyoruz. Birkaç fotoğraf alıp maalesef Kavala lı Mehmet Ali Paşa nın heykelini ve evini ziyaret edemeden Selanik e doğru yol alıyoruz. Hava kararmadan Selanikte olmalıyız.
Akşam üstü nihayet ilk gecemizi geçireceğimiz Selanik e varıyoruz. Baba tarafından dedemin memleketi ve herşeyden önce Atatürk ün doğduğu ve büyüdüğü şehir olması nedeniyle bir ayrı heyecanlanıyorum. Sahil de merkeze oldukça yakın olan otelimizi neredeyde elimizle koymuş gibi buluyoruz. Tren istasyonunun hemen yanından çıktığımız sahil boyunca kendimi Kordon da yürüyormuş gibi hissettim. Çocuklar, gençler, herkes sokakalarda, mısır satıcıları, baloncular, pamuk helvacıları ile ne kadar benzediğimiz bir kez daha dikkatimizi çekiyor. Aristo meydanının hemen arkasında oldukça kalabalık bir cafeye giriyoruz. Çeşitler oldukça çok ve fiyatlar makul. Karnımızı iyice doyurduktan sonra sahil boyunca gezintimize devam ediyoruz. Aşırı sıcağa rağmen 680 km yol yaptık ve hiç yorgun değiliz.

Sabah erkenden uyanıp sıkı bir kahvaltının ardından Atatürk ün evine gidiyoruz. Her Türk ün gidip görmesi gereken bir yer bence..Öğlene doğru Selanikten çıkıyoruz, günün geri kalanında Larisa yakınlarında deniz molası verip akşama Kalambaka da olmayı planladık..2 saat sonra Larisa sahillerine ulaşıyoruz. Otobandan çıkarak gördüğümüz sahil tabelasını takip ederek adını bile bilmediğimiz küçük bir plaja ulaşıyoruz. Sıra sıra kampinglerin arasında bir kaç cafe gözümüze çarpıyor. Hava o kadar sıcak ki bir an önce tulumlardan kurtulup denize atlamak içinsabırsızlanıyorum. Plaj oldukça kalabalık çocuk sesleri cıvıl cıvıl. 2 saatlik deniz keyfinden sonra hiç istemeyerek buradan ayrılıyoruz. Kalambaka ya yaklaşık 130 km yolumuz var. Yorucu yol şartları ve aşırı sıcağa rağmen saat 18 civarında Kalambaka ya ulaşıyoruz.Kalambaka Meteora kayalıklarının hemen dibinde kurulmuş küçük bir kasaba olmasına rağmen turist sayısı oldukça fazla olduğundan her imkanı bulmak mümkün. Daha önceden rezervasyon yaptığüımız oteli kolayca buluyoruz ancak o da ne otel tadilata girmiş ve bize oda veremeyeceklerini söylüyorlar! Bu kadar sıcakta yol yaptıktan sonra insanın tek hayali serin bir duşun ardından rahat kıyafetlere bürünmek oluyor ama maalesef! Ytakınlarda bir çok otel var ancak hemen hepsi dolu. Oldukça vasat ama merkezi bir otelde yer buluyoruz.en azından kapalı garajı var diye teselli ediyoruz kendimizi .Şehir merkezinde güzel bir mekanda Yunan yemeklerinin tadına bakıp bir kaç bira ile günün yorgunluğunu atıyoruz.ikinci günümüz de güzel bir şekilde bitiyor.
Kahvaltının ardından motoru yükleyip çok merak ettiğimiz Meteora kayalıklarına doğru yola çıkıyoruz. Yapı olarak Kapadokya benzeri ancak çok daha büyük ve yüksek kaya oluşumlarından oluşan bir doğa harikası burası. Her kaya yükseltisinin üzerinde ortaçağdan kalma manastırlar var. Burası İlk Hıristiyanlık döneminde keşişlerin inzivaya çekildikleri, Tanrı’ya yakın olup insanlardan uzaklaştıkları bir yermiş. Aşağıya ulaşım oldukça zor olduğundan ve zamanın 14.yy. civarı olmasından bu hedeflerine ulaşmışlardır diye düşünüyorumJ “Meteora”nın sözcük anlamı da “havada asılı” demekmiş. Birbirinden bağımsız kayaların üstüne yapılan manastırlar Unesco’nun Dünya Kültür Mirasları listesinde de yer alıyor. Manastırı ziyaret eden kadınların uzun etek giymeleri gerekiyor bu arada pantolon dahil yasak! Motor tulumun üzerine plaj havlumu dolayarak harika kreasyonumla dolaşıyorum herkes bana bakıyor . Kalambaka dan Metsovo-Ionina üzerinden Iguamenitsaya gideceğiz. Yaklaşık 210 km yolumuz var ancak yol epey virajlı, böyle olunca da çok yavaş ilerlediğimizden bitmek bilmiyor. Sürekli yol çalışması olan bölümlere rastlıyoruz, konvoy oluşuyor ve aşırı sıcak yüzünden çok yoruluyoruz.Yol üzerinde İonina içine girerek yemek molası verip göl kıyısında birkaç fotoğraf alarak devam ediyoruz.Nihayet akşam 20:30 gibi İguamenitsaya ulaşıyoruz. Adriyatik üzerinde güneş batarken biz limanda feribot biletimizi alacaüımız acenteyi bulmuştuk.
Saat 22:00 gibi gemimiz bizi Birindisi ye götürecek olan gemi limana yanaşıyor. Boşalır boşalmaz önce motorsikletleri alıyorlar. O kadar çok motorsiklet var ki beklerken bir kaçıyla tanışıyoruz..
Dolunay eşliğinde 8,5 saat sürecek yolculuğumuz başlıyor. Gemi önce çok yakın olan Corfu adasına uğruyor oradan yolcu alıyor sonra da tam gaz Brindisi ye doğru yol alıyoruz. Binerken bilet kontrolü dışında (pasaport dahil) hiç bir arama ya da evrak kontrolü olmadı bu arada. Elimizi kolumuzu sallayarak Yunanistan’dan ayrıldık.
O gün benim biricik sevgilimle ikinci evlilk yıldönümümüzdü, yollarda olduğumuzdan özel bir kutlama yapmadık ama pasta (geminin restoranında satılan gayet bayat tek dilim bir pasta idi:) ve şarapla dolunay altında adriyatikte geçirmekte oldukça değişik oldu benim için hem ne de olsa bu tatilin tümü bana bir evlilik yıldönümü hediyesi değil miydi...


Dip not : Yunanistan tam bir Enduro cenneti, İtalya da göreceğimiz scooterlar ne kadarsa burada da o kadar çok Enduro var ki herkes motorize ve kocaman teyzeler bile bu şekildeJ Özellikle W Strom 650 burada iyi satmış onu anlıyoruz bir de çok fazla sayıda Africa Twin dikkatimizi çekiyor.




Pizza, Makarna ve Şarap cenneti İtalya...


Sabah İtalya saati ile 8 gibi vardık Brindisiye. Brindisi küçük bir liman şehri görülebilecek pek bir şey yok biraz daha kuzeyindeki Bari yi görerek ilk akşam için Napoli de konaklamaya karar veriyoruz. Brindisi den 1 saat sonra Barideyiz. Şehir içinde kısa bir tur atıp güzel İtaylan sandwichleriyle kahvaltımızı yapıp otobana bağlanrak Napoli ye doğru yol alıyoruz. . Napoli İtalya’nın ikinci en büyük şehriymiş dolayısıyla çok büyük ve karışık , kısa bir kayboluşun ardından ana limanın hemen karşısında yer alan otelimizi buluyoruz.Kalacağımız şehirlerde otelleri orta halli ama özellikle merkezi yerlerden seçiyoruz böylece yaya olarak gezme şansımız oluyor.Ve bir şehri en iyi yürüyerek gezebiliyorsunuz. . Napoli hakkında öyle çok korkuttular ki hırsızlık olaylarından ötürü , otelin önündeki motosikletler için ayrılmış kaldırım parkına bırakmaya cesaret edemiyoruz. Hemen yakıdaki otoparka bırakıyoruz ,akşam 6 dan ertesi gün saat 11 e kadar açık otopark ücreti olarak 15 € alıyorlar.Kapalı otopark ise 25€ idi.
Napoli diğer İtalya şehirleri kadar turistik değil ancak onlardan aşağı kalmayacak kadar tarihi yapıları da bünyesinde barındırıyor. Öncelikle Kraliyet Sarayı, Katedral, Castel Nuovo yu geziyoruz. Capri adası ve Vezüv ü ise ertesi sabaha bıraktık .Pizzanın doğduğu şehir olan Napoli’de başka birşey yememiz düşünülemezdi doğal olarak! Ama dedikleri kadar varmış enginarlı pizzama bayıldım.Limanda yürüyüş yapıp Dolunayı seyrediyoruz.Hiç de dedikleri gibi güvensiz bir şehir gibi gelmedi bana Napoli, ya da biz farkedemedik bilmiyorum.









Sabah erken kalkmak için plan yapmıştık ancak uyanmamıza rağmen oteli hemen terkedemiyoruz. İş yerimden gelen bir telefon yüzünden yaklaşık 1,5 saat internete bağlanmak durumunda kalıyorum, bi o kadar da telefon görüşmesi.. Otelden maalesef 12 gibi ayrılıyoruz, bu da sabah erkenden Capri adasına gitme planımızı suya düşürüyor. Yaklaşık 50 km uzaklıktaki Pompei şehrine doğru yol alıyoruz. Deniz kıyısından hemen içeriye kurulmuş bir şehir özellikle Vezüv yanardağının kalıntıları ile ünlü, merkezde kısa bir gezinti yapıp yanardağ kalıntılarının sergilendiği açık hava müzesine giriyoruz. Kişi başı 11 € giriş bedeli ödeyerek içeride rehber eşliğinde geziyoruz Öğlen yemeğinde yine pizza yiyoruz ve Roma’ ya doğru yola çıkıyoruz.Pompei de hemen her büfede limonata satılıyor. Meşhur Amalfi limonları ile tanışıyorz her biri neredeyse küçük bir kavun kadar ve bir limondan iki barda su çıkıyor,şekerle karıştırıp biraz buz atıp servis ediyorlr bu sıcakt iyi gidiyor doğrusu.
İtalya nın tümü otobanlarla kaplı, sık aralıklarla içinde karavan parkı ve otel bile barındıran mola yerleri mavcut, biz genellilkle Autogrill leri tercih ediyoruz. Yolumuzun üzerinde görmeden geçemeyeceğimiz yerler yoksa ve uzun mesafe yapacaksak Otobanlara girmeyi tercih ettik ama onun dışında normal yollardan gittik çoğunlukla. Otoban ücretleri çok da az değil örneğin Napoli-Roma arası yakşalık 250 km için 15 € otoyol ücreti ödüyorsunuz. Bozuk para olması şart değil ayrıca kredi kartı ile de ödeyebiliyorsunuz.
Akşam saatlerinde Roma’dayız ancak otelimizi bulmak hiç kolay olmayacak.Yola çıkarken son anda Avrupaya gidiyosunuz ne gereği var diye GPS almaktan bizi caydıran arkadaşlarımızın kulaklarını çınlatarak kaybolmaya devam ediyoruz. Hava kararıyor ve biz tam bir alacakaranlık kuşağı içindeyiz sürekli aynı yere çıkıyoruz ve doğru yolu bulamıyoruz bir türlü ! En sonunda bir taksi durağı bluyoruz ve bizi oteli götürmek üzere taksiyi takip ediyoruz..Yunanistan da olduğu gibi burada da taksiler bizde ki gibi trafikte serbestçe dolaşamıyor duraklarında müşteri bekliyorlar ayrıca boş olarak trafikte gezdikleri görüldüğünde polis ceza yazıyormuş benim kendisiyle gelmemi işaret ediyor ama olmaz diyorum bırakamam sevgili’mi ! 10 dakika sonra 8€ karşılığında otelimizin önündeyiz.
Sanırım seyahatimizin en yorucu ve can sıkıcı günlerinden biriydi, otele yerleştiğimizde saat 23 tü ve biz açlıktan ölmek üzereydik.. O halde bile hemen rahat bişeyler giyip otelimizin çok yakınında olan Piazza Venezia da hala açık restoranlardan birine giriyoruz. Ertesi 2 gün boyunca Romayı keşfediyoruz.Motorla seyahatten daha yorucu olduğunu söylemeliyim.Çok büyük bir şehir muhteşem bir şehir 2 gün yetmiyor! Başkanlık Binası, Collesium,İspanyol merdivenleri ,Aşıklar çeşmesi gibi görülmesi gereken hemen her yeri geziyoruz.Pek çok meydan kilise ve Vatikan şehri tabi...
Akşamları Otelimize çok yakın olan Tiber nehrindeki Tiberina Isolaya gidiyoruz. Şehrin ortasından geçen ve üstü heykellerle dolu bi sürü köprüyle dolu olan bu nehrin ortasında küçük bir ada var. bu ada etradfında nehir kenarında sıra sıra çok şık barlar, restoranlar ve açık hava sinemaları var. Hava karardıktan sonra tüm gün gördüğümüz turist kafilelerinin kalabalığı azalıp yerini gerçek Romalılara bırakıyor. İş çıkışı şık hanımlar beyler barları doldurmaya başlıyorlar.. Biz de beğendiğimiz bir yere geçip ışıklandırılmış köprüleri seyrederek nehir kenarında şarabımızı içiyoruz. Bu arada nehirde pek çok ördek yüzüyor ama bizi en çok şaşırtan da su samurları oluyor, kenarlarda suya bi dalıp bi çıkıyorlar çok şirinler..

Roma da çoğunlukla yürüdük ama bazen de Metro hattını kullanarak tüm şehri gezebildik ulaşım bu şekilde çok rahat oldu 2 kez de otobüs kullandık. Saatlik biletler alarak (2 saatlik bilet 2 € ) o süre boyunca her türlü toplu taşıma aracını kullanabiliyorsunuz
7.günün sabahında Roma dan ayrılıyoruz. Vatikan ı bir kez de motorumuzla turladıktan sonra – o da hacı oldu J- Floransa ya doğru hareket ediyoruz.

Otobanda fazla sıcağa da kalmamak için biraz hızlıca yol alıp 2 saat sonra Floransa’ya giriyoruz. Otelimiz en eski meydanlarından biri olan Piazza de Santa Maria Novella da, elimizle koymuş gibi buluyoruz. Tourist House oldukça şık bir otel, fiyatı ise gayet makul. Hemen yanında Vine bar var ne hoş değil mi. İtalya da hemen her meydanda sık aralarla vine barlar görebiliyorsunuz..
Güneşin batışını şehri ikiye bölen Arno nehri üzerindeki ünlü Santa Trinita köprüsünde seyredip fotoğraflıyoruz. Üzerinde yer alan kuyumcu dükkanları ağzına kadar dolu bu arada. Her köşebaşında sanatsal bir aktiviteye rastlıyoruz .
Floransa nın en ünlü yapılarından biri Santa Croce Kilisesi. Erken Rönesans doneminde yapılan kilisede Michelangelo, Machiavelli, Galileo gibi 274 ünlü kişinin mezarları yer alıyormuşKilisenin geniş meydanından yürüyerek Duomo Meydanı'na varıyoruz. Santa Maria del Fiore (Duomo) Kilisesi gösterişli cephesi ve kulesiyle her yerden görünüyor. Binanın üzerindeki detaylı işçiliği izleyerek bile saatler geçirilebilir. O kadar da büyük ki, tek bir fotoğraf karesine sığdırmak imkansız. Biz çıkmadık ama kubbesinin tepesine çıkmak ve şehre o yükseklikten bakmak da mümkün. Hemen karşısında beyaz ve yeşil mermeleri, sekizgen yapısı ve meşhur kapılarıyla vaftizhane yer alıyor. Signoria Meydanı (Piazza della Signoria) sanki bir açık hava müzesi. Mitlerden çeşitli olayları anlatan heykeller... Eski Saray'ın (Palazzo Vecchio) hemen yanında, atın üzerinde Mediciler'den Cosimo'nun bir heykeli ve tabi her Floransa sokaklarında dolaşırken müzik yapan gruplarla karşılaşmamak olanaksız gibi. Bu şehirde müzik olsun, görsel sanatlar olsun her yerde karşınıza çıkıveriyor.. Hava kararmaya başlarken kendimize güzel bir ziyafet çekmek için Signoria Meydanındaki şık restoranlardan birini seçiyoruz
Yemek sonrası St.Croce Meydanında hazırlıklarını gördüğümüz caz konserini izlemeye gidiyoruz. Şehrin hemen her meydanında küçük bir konserle karşılaşmak mümkün. Toskana şarabı eşliğinde çeşmenin merdivenlerine oturup konseri izliyoruz. Bayan solistin sesi harika. Zenci gırtlağına sahip sarışın bir bayan, şarap bittiğinde kendimi bu dünyadan iyice soyutlanmış hissetmeye başlamıştım.. Müzik, atmosfer Floransa o kadar güzeldi ki gece yıldızları seyrettim otele gitmeden önce ve bu anı hiç unutmamayı sonsuza kadar aynı hislerle hatırlayabilmeyi diledim çünkü gerçekten çok güzel ve özel bir akşamdı..
Faydalı Bilgiler;
Motorsikletinizi yurtdışına çıkarabilmek için Turingden alınması gerekli belgeler
Triptik, Uluslararası Ehliyet, Green Card (Yurtdışı kaza sigortası)http://www.turing.org.tr/
Yunanistan-İtalya feribot biletleri için http://www.viamare.com/
Otel rezervasyonlarımız için http://www.booking.com/, http://www.hostelbooking.com/
İtalya da benzin litresi 1,45-1,60 € arası, Otoyollardaki benzincilerde fiyat biraz daha pahalı, deponuzu otobana girmeden doldurmak akıllıca.
İtalyanlar bizim gibi sıcakkanlı insanlar, özellikle güneyde ingilizce bilen çok az ama siz bir kaç kelime italyanca söyleyince yardım etmek için çırpınıyorlar
Gezimizin geri kalanını en kısa zamanda aktaracağım.



Yeni gezilerle buluşmak üzere hoşçakalın….
pinarsidarta@gmail.com

0 Comments:

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

Links to this post:

Create a Link

<< Home